Web sitemize hoşgeldiniz, 28 Mayıs 2017

Çelik

Çelik

BEN ÇELİK….

12 mayıs 1966 yılında İstanbul, Silahtar’da doğdum. Boğa burcuyum.

İşçi bir babanın evladıyım. Babamın mesleği terzilik iken, işleri kötü gitmiş, o zaman Sütlüce’de olan Arçelik fabrikasında iş bulmuş. Fabrikanın bize uğur getirdiğine inandıkları için adımı “Çelik” koymuşlar.

Ne yazık ki babam emekli olduktan sonra bir gün Arçelik Çayırova tesislerine gitti ve orada vefat eti. Cenazesini oradan aldık. O yüzden “iyi ki baban AEG’de iş bulmamış yoksa adın AEG olurdu” tarzındaki soğuk esprileri sevemiyorum.

Baba tarafından Arnavut’um. Üsküdar kütüğünde iki yüz seneye kadar giden aile kaydımız var. Yani sıkı inatçıyım, acıyı da Arnavut biberini de çok severim. Sofrada “tıkınmayı” değil de sohbeti esas alan “oğlum sofraya karnını doyur da otur” tarzındaki Arnavut geleneğini seviyorum.

Anne tarafım Sinop, Ayancık, Ali köyünden, yani “yarım Laz” denen tayfadanım galiba. Kısaca her iki tarafında özelliklerini aslan gibi aldığımı söyleyebilirim. Kafam kızınca Laz, inat edince Arnavut oluyorum galiba ve eminim ikisini bir arada görmek istemezsiniz ve sizin gözünüzde televizyonlardaki halim ile kalmayı tercih ederim.

İlkokulu Pendik Süreyya Paşa İlkokulu’nda okudum. Sevil Tufan isminde bir öğretmenim vardı, üçüncü sınıfta şimdi bilemediğim bir nedenle okuldan ayrıldı, ben başka bir öğretmenle okumak zorunda kaldım ve bu bana çok zor geldi, onu ne kadar sevdiğimi ve şu anda bu sayfaya yazdığımda bile onu ne kadar özlediğimi biliyor mudur acaba?

Liseyi Pendik Lisesi’nde ama biraz zor tamamladım. Lise son sınıfta on üç ders ile bütünlemeye girdim, on birini verdim, ikisi kaldı, çok şikâyet ettiğimiz hükümetlerin çıkardığı af olmasaydı, şu an halim nasıl olurdu Allah bilir?

Anadolu Üniversitesi Maliye Bölümü’nü kazandım ama ailemden gizli olarak konservatuar sınavlarına girdim. Böylece akademik kariyerim1985’te İTÜ Türk Musikisi Devlet Konservatuarı, Temel Bilimler Bölümü’nde kontrbas eğitimi ile başladı.

Akademik kariyerim gibi profesyonel kariyerimde hızlı başladı. “Alaylı” denilen işin hamallık kısmında çok da ciddi sürünerek ama bir yandan da Taksim- Maksim gazino sahnesinde, Elma Kabarede Müjdat Gezen, Rahmetli Cenk Koray, Ayşen Gruda gibi çok büyük isimlerle çalışma imkanı buldum.

Bir yandan akademik eğitimimi sürdürüyordum bir yandan müzikal çalışmalarımda çok hırslı bir şekilde kendime yol bulmaya çalışıyordum. Babamın vefat ettiği günün ertesi gecesinde kardeşim Argun ve Ercan Saatci ile Yeşilköy’de sahne almak zorundaydım. Ercan o gecemize şahittir.

Hepimiz tek tek bu zor günleri aşmaya çalışırken İzel ve Ercan ile bir araya gelerek İZEL ÇELİK ERCAN grubunu kurduk. Özledim albümün çıkardık ve aynı sene Hürriyet gazetesi tarafından Yılın grubu ödülüne layık görüldük. Bu grubun oluşumu sırasında Ufuk Yıldırım’ın müzikal desteğini söylemeden geçemeyeceğim..
Şöhreti yeni tanımaya başlarken bir yandan da İTÜ Sosyal Bilimler Enstitüsünde Yüksek Lisansımı tamamladım ve yüksek notla bitirdiğim için de yine İTÜ Sosyal Bilimlerde doktora hakkı kazandım.

İhtimal ki erken kibir, şımarıklık belki de tecrübesizlikten dolayı şimdilerde çok aradığım arkadaşlarımdan ayrılarak kariyerimi tek sürdürme kararı aldım. Bu benim öz eleştirim.

Sırasıyla 1994 Ateşteyim, 1995 Benimle kal, 1996 Yaman sevda, 1997 Sevdan gözümün bebeği, 1998 Sevgilerimle, 1999 Onu düşünürken, 2000 Unutamam, 2001 Sekizinci – 8 İnci, 2002 Yol, 2003 Affet, 2005 Gariban, 2006 Kod adı aşk, 2011 Kalp gözü, 2012 yılında Milat ve 2013 yılında Best Of Çelik olmak üzere toplam 16 albüme imza atım.

Benimle kal albümdeki “Hercai” isimli şarkımla Kral Tv tarafından yılın bestecisi, Hürriyet gazetesi tarafından ise yılın en iyi pop müzik sanatçı ödülü ile onurlandırıldım.

Tüm şarkılarımı ve sözlerimi kendim yaparken İzel Çeliköz’ün kariyerinde çok önemli bir yer tutan “Kızımız olacaktı” isimli şarkıyı da onunla paylaşmaktan mutluluk duydum. Aynı şekilde benim için Türk Pop Müziğinin dahi çocuklarından biri olan Ufuk Yıldırım albümlerinde de şarkılarımı paylaştım. En son “Sen yoluna ben yoluma” isimli şarkımı da Türkiye’nin en iyi yorumcusu olduğuna inandığım Ebru Gündeş ile paylaştım.

8 İnci isimli albümümde çok önemli müzik adamlarıyla çalıştım ve kendi adıma neler yapabileceğimi zevkle gördüm. Bunlara arasında çalıştığımız yıl Grammy ödülü alan Sting’in konserlerinde de çalan Kipper’da var. Bu albümde kimlerle çalıştığımıza ve bu çalışmanın nasıl yürütüldüğüne dair röportajları bence görmelisiniz. Akademik kariyerin ne işe yaradığını ancak bu işlerde anlayabiliyorsunuz.

Tüm bu çalışmalar sürerken yüksek lisans tezimi “Türk pop müziğinde Türk Musîkısi etkileri” başlıklı konu ile tamamladım ve bu sürede müzik sektöründe yayınlanmış çok sayıda albümü dinleyerek “inceleme” fırsatı buldum. Bu konuda esprili olarak sadece “Kürdî” makamına dikkat diyeceğim.

2002 yılında Müjdat Gezen’in Efendy Show Theatre için hazırladığı “Kabare Tri Peypırs” da Müjdat Gezen, Nükhet Duru, Ayşen Gruda, İlhan Daner, Ateşböceği Ercan ve gibi birçok usta sanatçıyla sahne alma şerefine nail oldum.

2004 yılında yayınlanmış “Yumuşakçalar ve Diplomasi” isimli bir kitabım var.

İki sene önce ise Yeniçağ gazetesinde köşe yazıları yazdım ve bunlardan aldığım olumlu tepkilerden dolayı çok mutlu oldum.

İki kez evlendim ve boşandım. İkinci evliliğim Buket Saygı ile oldu, aşık olarak evlendim ve hamdolsun, halime şükürler olsun ki bu evlilikten Atilla Ata isimli şimdilerde dokuz yaşında olan ama on yaşında demezsem bana kızan bir evladım var.

Beş seneyi bulan bir düşünme süreci sonrası “popçu” lafından sıkıldım ve bunu bir “sendrom” gibi görmeye başladım.

Bu beş senelik uzun zaman içerisinde bu sözcüğü aşabilmek için ne yapacağımı düşündükten sonra bunun ancak üretim ile olabileceğini iyice fark ettim. O zamanda gençken çok dalga geçtiğimiz atasözlerinin ne kadar değerli olduğunu fark edip önce edebimi geliştirmeyi ve “Âyinesi iştir kişinin, lafa bakılmaz” sözü üzerine tefekkür etmenin boş konuşmaktan çok daha iyi olacağını kalbime yazdım..

Bu uzun süreci şarkılar üreterek, bir müzikal ve bir de kitap yazarak değerlendirdim. Bunlardan “Şizoid” isimli müzikal ile geçen sene iki gala ile sahne aldım ve bu projeyi daha da geliştirmek istiyorum.

Aynı zamanda “Sanatçının adli günlüğü” isimli bir kitap üzerinde de çalışıyorum.

Zamanı Yüce Allah tarafından bana verilmiş bir borç, bir sermaye olarak görüyorum. Bu sermayeyi boşa zaman geçirerek harcamak istemediğimden zamanı iyi işlere çevirmeyi halka ve yine bir anlamda da Hakk’a hizmet olarak değerlendiriyorum.

Yüce Allah tarafından verilen ve sayılı olan bu nefesin ne zaman tükeneceğini hiç düşünmeden yaşayabilme özgürlüğüne “israf” diyorum. Başka da bir şey diyemiyorum.

Zaman takıntım var, saat ve takı kullanamıyorum
Her şeyin hızlı ve basit olanını tercih ediyorum
Yavaş konuşamıyor ve yavaş konuşana da tahammül edemiyorum
Krem süremiyor ve sadece belli bir sabun türünü kullanabiliyorum
Özel seyahatlerimde çanta-bavul taşımıyor, bir jean ve t-shirt ile seyahat ediyor, kirleneni atıyor ve yenisini alıyorum
Özellikle iş ya da özel Avrupa seyahatlerinde Brüksel Sofitel otelini merkez tutuyor ve tüm seyahatlerini, Amstrerdam, Paris, Köln, Viyana arasında hızlı tren ile yapıyor, Avrupa içinde uçak ile seyahat etmiyorum. Seyahatlerimin sonunda yine hızlı tren ile “manş aşıp” Londra’da müzikale gitmeyi seviyorum. Tüm bunları zaman takıntıma bağlıyorum.
Mesleğimin gereği olmasına rağmen fotoğraf çektirmekten nefret ediyorum ve foto çekilirken doğal olamıyorum. Bu anlamda en büyük şikâyetim, cep telefonları ile fotoğraf çekilmesi!
Uğurlu sayım 13
Arşiv merakım var. Gazete kupürlerini, gittiğim sinema, tiyatro, sinema, gösteri veya bindiğim uçağın ya da kaldığım otelin belgelerini, ya da davet, kutlama biletlerini saklıyorum. 20 sene önce gittiğim bir tiyatronun ya da 30 sene önceki bir rahatsızlık sebebi ile yattığı hastanedeki doktorun verdiği raporu sorarsanız size kolayca bunu takdim edebilirim
Jon Bon Jovi, Sting, Norah Jones, Buika, Tori Amos dinliyorum. Küçükken en çok dinlediğim sanatçılar; Erkin Koray, Fikret Kızılok, Esen Gül, Ferdi Özbeğen, Orhan Gencebay, Bülent Ersoy
Galatasaray takımını tutuyorum, fanatik değilim. Aikido ve boks çalıştım. Geçmişte voleybol ve basketbol oynadım. Futbolu da çok seviyorum. Tüpsüz olarak zıpkın ile dalıyorum. Hız merakım var, adrenalin seviyorum ve bir sezon boyu pistte yarıştım, Yatching ise en sevdiğim şey, 37 fit jeneau bir tekne ile Ege’den Netzel marinaya kadar seyahatlerim var
Günde 10 km yürümeye çalışıyorum. Salata yapmayı seviyorum ama yemek yapmayı bilmiyorum ancak zor koşullarda tavuğu haşlayıp yiyecek kadar da bekar hayatını tanıyorum.
Dışarıya aksettirmeyişime rağmen, sürekli olarak çok ciddi bir iç sıkıntısını sürekli olarak yaşıyorum, bu 30 senedir böyle. Konservatuar derslerinde bu sıkıntı sebebi ile nefes alamadığım zamanlar, hocalarım özel izin verirdi ve dersi terk ederek hava almaya çıkardım.
İsim hafızası konusunda çok zayıfım. Medyadan kaçmıyor, ancak her şeyini medyanın önüne sermeyi de sevmiyorum. Hayranlarından birinin yazdığı “ya çok sıcak, ya çok soğuk, ortasını gören olmadı” kendime çok yakıştırıyorum
Amerikan baskebolu ve İngiliz Primier ligi ile La Liga takipçisiyim, araştırma kitapları en çok tercih ettiklerim arasında. Roman ve Şiir ise sevemiyorum. Tiyatro, sinema ve gösterilere ise bayılıyorum ve onları sihir gibi buluyorum, özellikle Amerika’da her sene tekrarlana ödül törenleri ise benim için hayal kırıklığı. Bunların dışında sergileri ve fuarları çok seviyorum.
Fal, astroloji ve Tarot ilgimi çekmiyor, falıma da baktırmıyorum ancak bunlara inananların da söylenen ya da duyduklarından etkileneceklerine inanıyorum.
Sanırım hiç bilinmeyen bir tarafım ise “Emek ve Değer” konusuna verdiğim önem. Bunu anlayabilmek için her hangi bir gün, her mesleğin mutfağına, çalışma alanına gidip orada çalışıyorum. Örneğin olta ile balık tutan bir emekçi ile sabah dörtte balığa çıkıyorum.
Medya önünde yapılan yardım işlerine inanmıyorum ve hiçbir şekilde yapmıyorum

Sanatçıya Ait Eserler

Sitemap - İmage Sitemap